"Bu ülkede 15 yaşında bir genç başından gaz fişeğiyle vurularak can verdi ya bende ipin ucu koptu dostlar ... Ben kişilerin sokaklarda vurulmadığı, katillerin delillerinin yok edilmediği, mahkemelerin huzurla çalıştığı bir ülke talep ediyorum ." Bu tümce radyocu Arzu Çağlan'ın Best FM'de 21 senedir yaptığı 'Arzu'nun İnleyen Nağmeleri' programının bitirilmesine yol açmıştı . Aynı zamanda bir yazar meydana gelen Arzu Çağlan ile Dayanak Yayınları'ndan çıkan nihai romanı 'Ben Sen ve O' vesilesiyle buluştuk. Çoğalış basın mensubu duyarlılığıyla sorulan birden çok problemin dahi Ülkemiz 'ye pek geldiğini anlam eden Çağlan "Beni susturamazlar, konuşacak bir koltuk yeniden bulurum" diyor.
21 senelik radyocusunuz. Özel radyoculukta neler değişti?
Benim amaçlı çok bir birşey değişmedi esasında . Pekçok birşey çok iyi gidiyordu ta ki kovulana civarı . Programımda toplumsal medyayı çok iyi kullandım. 90'larda havadan yayım yaparken 2000'lerde dünyanın her yerinden dinleyicim olabildi. Bu sebeple kendine özgü bir kitlesi meydana gelen , tarzı meydana gelen bir yayım yapıyordum. Radyo dinleyicisi televizyonun aksine, dinlediği şeyin bizzat içinde devamlılığını arzu eder , bununla birlikte ona itimat vermesini arzu eder . Sen bir zaman laylaylom yaparken öbür zaman kritik bir birşey konuşmamalısın. Ben bu balansı iyi kurduğum amaçlı kocaman ihtimalle seyirci sayımı çok arttırdım. Radyoculuktaki 20 yılımı çok harika geçirdim. Ama Ülkemiz'de radyoculuk sektörü bu sabah perişan bir vaziyette . Her yerde müzik radyoları var fakat ona da mevduat yapılmıyor. Benim içinde olduğum radyolarda ise konuşma özgürlüğü kısıtlanıyor. Zira yaptığım konuşan radyo tarzı, bir insanın fikirlerinin bağımsız olmasıyla ilerler. Nihai senelerde reklamcı onu istiyor, bu bunu istiyor diyerek DJ'ler sıkıştırılmaya başlandı. Siz meydana bir kimlik DJ'i olarak çıkıyorsunuz ve sizlere diyorlar ki "Kimliğini törpüle." Bunun Gibi absürt birşey olabilir mu?
Siz teknolojiyi faydalanarak dinleyici sayınızda yükseliş sağlarken, teknolojiyi pazar ne sebeple kullanamıyor?
Tembellik, vizyonsuzluk. Kaç birey var kendisine mevduat yapan, dünyayı takip eden? Ben yöneticileri de çalışanları da tanıyorum. Kendilerine bir birşey katmadılar. İnsanlar müzik ile ilgili hiçbir birşey bilmeyen, iki çift lafı bir araya getiremeyen insanı ne sebeple dinlesin ki? Çoğalış radyolar bunun gibi insanlarla dolu.
İnsanlar radyoyu televizyona geçiş amaçlı bir basamak olarak kullanıyor olabilirler mi?
Bu gerçek bir saptama . Radyoda yerinde sayan pekçok insan var. Bu yüzden dinleyici bir iki insana çok yoğunlaştı. Bunlardan biri de bendim. Bu sebeple de gidişim çok kocaman durum oluyor .
İşten çıkarıldığınızı ne türlü öğrendiniz?
Bana yalnızca telefonla "Sizinle tekrar çalışmak istemiyoruz" dediler.
Sizden rahatsızlar mıydı? Bunun Gibi bir birşey bekliyor muydunuz?
Tabii, hissediyordum. Özgürlüğüm kısıtlanmaya başlamıştı bana "Senin siyasetle ne alakan var, magazin konuş" denildi. Bunu yıllardır gazetelerde içerik yazan ve radyoculuğu ne türlü yaptığı aşikâr meydana gelen bir insana söylüyorlar. Bunun Gibi bir netice elbette ki beklemiyordum. Bana bu hali telefonla bildirdiler, ben de "Eyvallah" dedim.
Best FM, yayınınızda kötü söz kapsayan tümceler kurduğunuz gerekçesiyle işten çıkartıldığınızı açıkladı…
Ben 15 yaşlarındaki Berkin Elvan'ın katillerinin bulunmasını talep ediyorum . Radyoda da bu isteğimi anlattım zira bu milletin talebi . Ne tape yayımladım, ne bir parti söylemi yaptım. Konuşmalarım internette, talep eden dinleyebilir. Kötü Söz ya da hata unsuru kapsayan bir birşey söylemedim. Basın Mensubu duyarlılığıyla sorduğum birden çok soru dahi şu anki Ülkemiz'ye pek geldi. Yalnızca Gezi'de can verenlerin değil, tüm faili meçhullerin suçlularının bulunmasını talep ediyorum . Roboski, Reyhanlı, 90'larda öldürülen basın mensupları , siyasetçiler… Saymakla bitmez. Bu cinayetlerin üstü kapatılmasın talep ediyorum bunu da anlam ediyorum.
Siz bu tenkitleri 90'larda özgürce inşa ediyor muydunuz?
90'larda inanın bana ortam çok özgürdü. Hem Bir politikasi içerir hem bir esprili yayınlar yapıyordum. Fatih Altaylı Best FM'de Adnan Hocacı'lara argo etmişti. Siz öyle düşünün… Gazeteleri yırtıyordu, duyuluyordu yayı içinde. Bu haklarında çok katı yayım yapılmış olan bireyler "Gelelim radyoda kendimizi savunalım" diye bizi arıyordu. Günlerce İSKİ skandalıyla alakalı yayım yaptığımı anımsıyorum . Kimseden bir telefon dahi gelmedi. Bir de şimdiye bakalım: "Asarız, keseriz."
Peki insan 21 sene süresince yaptığı yazılımı bitirince ne hisseder?
Çok berbat bir vaziyet zira çok emeğim var. Tevekkülle karşılamaya çalışıyorum, " Yaşamda daha berbat birşeyler de var" diyerek. Çok hayran olduğum rahmetli Jülide Gülizar benzeri oldum. Yıllarca Ankara Radyosu'nda çalıştıktan hemen ardından pekçok şeyden huzursuz olmaya başlıyor ve bir erken kalktığında radyoda konuşamayacağını farklılık etmekte . Ben de daima ondan korkuyordum. O civarı çok stress yapacaklar ki bir gün konuşamayacak duruma geleceğim. Bilemiyorum belki de daha eskiden istifa etmeliydim…
Ülkenin bu durumu sizde ne türlü bir his yaratıyor?
Çok öfkelendiriyor. Halen bu ülkede ücret ve ekonomi sözleri insanlığın önüne geçiyor. " Ücret mı insaniyet mı?"nın yanıtını Soma'da aldık. Paraymış. 250 bin dolar değerinde bir tedbir alınmadığı amaçlı vatandaşlar can verdi . Firmanın sahibi "120 dolar değerinde işi 20 dolara getiriyorum" diye övünüyor. Belli Bir Süre hak, haklar , insaniyet ... Çoğalış bu kavramları hatırlayalım. İnsanları 800 TL aylığa altını çizen tabuta sokmuşlar. Bu vaziyet her sektörde görünüyor . Çok paragöz bir halk olduk. Kendimde de bunu sorguluyorum. Hepimizin sual sormaya özünden başlaması gerekmektedir .
Elinizden mikrofonunuz alındı, hemen yepyeni bir kendinizi anlatma sahası meydana getirecek mısınız?
Şu anda ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Ama hiç olmadı, açarım webten kendim yayım yaparım. Beni susturamazlar yani… Bilhassa nihai 2 gündür Soma'da olup biteni radyoda konuşamadığım amaçlı çok maalesef .
Bir de yazar kimliğiniz var. Geçtiğimiz hafta nihai romanınız 'Ben Sen ve O'yu çıkardınız... 'Ben Sen ve O' 2 senedir üst kısmına çalıştığım bir işti. İlişkilere konusunda bir kitap, birçok konuyu barındırıyor. Bir bayan , üç erkek ve üç şehir içinde geçtiğimiz bir hikâye. Ben tek çocuktum ve çocukken 2 dostum vardı; biri radyo ötekisi ise romanlar. Yazmak nihai yıllarda uğraştığım bir şey değşehir. Liseden beri yazıyorum. Kadıköy Kız Lisesi'ndeyken minik aşk öyküleri yazar, sınıftaki bütün kızlara dağıtırdım. Bu roman o vakitten şimdiye taşınmış bir düş .
Kitap üç şehir üzerinden ilerliyor. Bunlardan biri meydana gelen New York sizin daha önce yaşadığınız bir yer…
Evet, New York bildiğim bir şehir. New York'u seçmemin sebebi o kalabalık ve kaos içinde 2 insanın birbirini bulması. Diğer şehir ise Milano. Milano'ya hiç gitmedim. Bilhassa hiç gitmediğim, görmediğim bir koltuk seçtim. Zira romanda Milano'nun soğukluğunu vermem gerekiyordu. Gördüğüm bir koltuk olsa belki onu yansıtamam diye düşündüm. Zira karakter oraya kaçarak ve huzursuz olarak gidiyor. Roman bittikten hemen ardından Milano'ya gittim ve düş edip yazdığım o hanesi aradım. Yürüdüm, yürüdüm kentin dışarısında banliyo mahallelerine bakarken sıvaları akmış, ferforje balkonlu, önünde bir motosiklet duran hanesi gördüm. Köşede de bir kafe-bar var. Karakter her erken orada kahve içiyor. Ve gördüğümde dizlerim titredi. "Tam da bunu düş etmiştim" diye düşündüm. Karanlık, izbe, eskiyen binalarla dolu bir yol . Resmini da çektim.
Kitapta birbirlerinden ve şehirlerden kaçan karakterler var, bu esasında sizin içinizdeki bir talep mi?
O bende daima var. Daima bir yere gitmek talep ediyorum . Hele şu aralar beni bir yere ışınlasalar çok sevinçli olurum.
KAYNAK : http://biradyodinle.com/radyo-seymen/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder